``O'nun       bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez.``(Enam-59)

Bismillahirrahmanerrahim
Ana Sayfa
DUA
Dua Nedir ?
Duanın Şekli
Duanın Yeri
Dua'nın Zamanı
Dua ve Kader
Kur'an-ı Kerim'den Örnek Dualar
Rasûlullah'ın Öğrettiği Çok Özel   Dualar
Özel bir 19'lu Hacet Duası
Hacet (ihtiyaç) Namazı 
Belalardan Muhafaza
Büyük Hacet Duası
Rızkın Artması Borçlar İçin Dualar
Çok Faydalı Bazı Dualar

ZIKIR

Zikir Niçin Çok Önemli
Özel ve Genel Zikirler
Çok Zikreden Deli mi Olur?

Zikir Tenhada mı Yapılmalıdır?
Zikirde Niçin Arapça Kelimeler
En Büyük Zikir: Kur'an-ı Kerim

Tesbih Bahsi
İsm-i Âzâm Bahsi
Allah'ın İsimleri ve Mânâları
Esmâül Hüsnâ
Özel Zikir Önerilerimiz
Tesbih Namazı

 İstiğfar Bölümü
Niçin ve Neden İstiğfar
Seyyidül İstiğfar
Gizli Şirk Hakkında

Rasûlullah'a Salâvatlar
Rasûlullah (aleyhisselâm)'dan Üç Açıklama

Bazı Kısa Surelerin Faziletleri Hakkında
İza Zülzület
Kul Euzü'ler

İstihare Namazı

Ayet-el Kürsi
Amenner Rasûlü
Vemen Yettekıllahe
Ya-Sin
Fetih Suresi
İza Vakıa (Vakıa)
Tebareke (Mülk)
Amme (Nebe)
İnşirah

KUR'AN-I KERİM NASIL ANLAŞILIR


Veda
                                                                                          

Hazreti MUHAMMED'in Açıkladığı ALLAH - Ahmed Hulûsi

 

YAŞAM SİSTEMİ 

   İçinde yaşamakta olduğumuz bu sistemin gereği şudur ;

Bizi yukarıdan yöneten bir TANRI yoktur!... Bir İlâh yoktur!..

Herhangi bir yıldız veya gezegen veya galaksi veya takımyıldız yani «BURÇ» asla TANRI değildir ve olması da mümkün değildir!.. Böyle bir şeyi düşünmek korkunç yanılgıdır!.

Biz, içinde yaşadığımız boyutta, bizden ortaya çıkan ALLAH'ın isimlerinin mânâları gereğini yerine getirmek suretiyle gerçek "kulluğumuzu" ifa etmek için varız!..

Yaşadığımız boyutun gereği ve sistemi ise şudur:

Güneş sistemi içinde yer alan Dünya; Dünya üzerinde yaşamakta olan insanlar...

Bu insanlar, «ALLAH»ın kendi vasıflarıyla, dilediği gibi bezediği ve yarattığı varlıklardır!..

«ALLAH» dilediği özelliklerini, insan beyinlerinde açığa çıkacak biçimde, insanın yapısında düzenlemiştir.

Kendini et - kemik sanarak ve bu yolda şartlanarak yaşayan insan, tüm yaşantısını bu şekilde sürdürdüğü takdirde, bu yaşam tarzının sonucu olarak sayısız azap ve ıstıraplara düşecektir.

Kendisindeki üst düzey özellikleri haber verene inanıp, kendisindeki üstün özellikleri ortaya çıkartmak için çalışmalar yapan ve bunları ortaya çıkartan insan da, ilâhi vasıflara ve özelliklere kavuşmuş bir ferd olarak, sınırsız güzellikleri yaşama ortamına ulaşacaktır.

Ya kendini çürüyüp gidecek et- kemik ZAN etmenin ve buna dönük yaşamanın sonucunda seni bekleyen süresiz azap ortamı; ya da, özündeki ilâhi özellikleri vasıfları ortaya çıkartarak bunun güzel sonuçlarını yaşayacağın ebedî huzur ve zevk ortamı...

Bu sebeple Hazreti MUHAMMED Aleyhisselâm, sanki, karşımızda şunları söylüyor:

"Sen, «ALLAH»ın yeryüzündeki hâlifesi olarak yaratıldın...

«ALLAH»ın bütün isimlerinin mânâları ile bezendin...

Şimdi kendini bu madde dünyasında bulman hasebiyle, sonunda çürüyüp yok olacak bir beden olarak düşünme; ve böyle düşünmek suretiyle «nefsine zulmetme»!... Kendindeki güçleri «israf» etme...

Dünyanın ve dünyevî değerlerin şartlanması içinde, dünyâda bırakıp gideceğin şeyler için, kendindeki o sınırsız üstünlükleri mahvetme!...

Bak âyetlerde nasıl uyarılıyorsun:

«Biliniz ki, dünya hayatı bir oyuncak, bir eğlence, bir bezenme ve aranızda öğünmedir!... Dünya hayatı ancak aldatıcı ve mağrur edici şeylerdir.» (57-20)

«Yeterli şekilde kıyâmet gününe hazırlanmamış olan, o günün korkunç azapları karşısında karısını, kardeşini, akrabalarını ve yeryüzünde olan şeylerin hepsini fidye olarak vermek ister, ki böylece kendini kurtarabilsin!...» (70-11/15)

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!.. Dolayısıyla, dünya hayatı, geçtiğiniz âlemde, sizin için bir rüya gibi olacaktır... Öyle ise ölmeden önce öl ki, uykudan, dünyada iken uyan!.. Gerçekleri gör ve o gerçeklere göre yaşamını düzenle...

Dünyada bırakıp gideceğin, öbür âlemde senin için hiç bir değer ifade etmeyecek şeylere enerjini boş yere harcayıp, sonradan telâfi edemeyeceğin israfın yüzünden pişmanlıklara düşme!.. Kendini bu beden kabul edip, sadece bedene dönük bir biçimde yaşamak hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir...Oraya gidip gerçekleri gördükten sonra, keşke dünyaya geri dönüp, yapmadıklarımızı yapma imkânımız olsa dersiniz, ama bu asla mümkün olmaz!..

Nitekim bak Kur'ân-ı Kerîm bunu nasıl anlatıyor:

«O gün cehennem mahşer yerine gelir; o gün insan bütün yaptıklarını hatırlar; ancak bu hatırlayış hiç bir fayda sağlamaz...

-Keşke bu hayatım için bana fayda sağlayacak şeyler yapsaydım!.. der...» (89-23/24)

«Biz sizi yakın olan sıkıntı ve azablara karşı uyardık!.. O gün kişi yaptıklarının neticeleri ile karşılaşacaktır... Bu gerçekleri inkâr edenler ise şöyle diyeceklerdir:

- Keşke toprak olsaydım!..» (78/40)

«ALLAH»ın vasıfları ile vasıflanmış, O'ndaki mânâlarla bezenmiş olarak; var sandığın izâfî- göresel «benliğini», yani var kabul ettiğin «vehmi benliğini» terk et, şuurundan kaldır ki; gerçek «BEN»liğine eresin!..

Şayet, var kabul ettiğin, var ZAN ettiğin, şartlanmalar dolayısıyla "var" diye düşündüğün benliğini, belli bir ilim ile kaldırabilirsen, «Benlik» perdesinden kendini kurtarabilirsen, bunun ardındaki gerçek «BEN»liğe erebilirsin!..»

Bu meâldeki uyarıları yapan Hazreti Muhammed (salla'llâhu aleyhi ve sellem) paralelinde, evliyaullah da şöyle demiştir:

«Kaldır «ben»liğini aradan, ortaya çıksın Yaradan!..»

Aslında bu ifade, «Nefsine ârif olan Rabbine ârif olur» hadîsinin açıklamasından başka bir şey değildir...

Şimdi içinde bulunduğumuz sistemi ve insanın bu sistem ile bağlantısını hatırlayalım...

Bu madde dünyasında görüp bildiğimiz her şey, dünyanın yer çekimine, manyetik çekim alanına bağımlıdır...

İnsan da bu madde dünyasında varolmuş bir birim olarak dünyanın manyetik çekim alanına bağımlıdır...

«Biz her şeyi sudan (yani H20'dan) halkettik»... dendiğine; ve dünya üzerinde bulunan her canlı sudan varolduğuna göre, insan da sudan meydana gelmiş bir varlıktır!...

İnsan, bu dünyada varolduğuna ve dünyanın çekim alanına tâbi olduğuna göre; insan beyninin ürettiği «halogramik dalga beden» yani bilinen ismiyle «RUH» da bu dünyanın manyetik çekim alanına bağımlıdır!..

Öte yandan yine insan beyninde öyle bir özellik mevcuttur ki, şayet bu özellik faaliyete geçerse, o kişi neticede dünyanın ve güneşin çekim alanından uzaklaşarak, uzaydaki sayısız yıldızların boyutsal derinliklerinde oranın şartlarına uygun bir bedenle «cennet» yaşamına ulaşabilir.

Kişinin, şayet beynindeki antiçekim dalgası üreten devre açılmış ise, «NUR»lu bir dalga bedene, yani «ruha» sahip olacak; ve böylece de «nuru» yani «enerjisi» nispetinde hızlı bir şekilde kurtuluşa erecektir.

Eğer bu kişinin beyni, antiçekim dalgalarını üretip ruhuna yükleyemez ise, «nur»u yetersiz olduğu için, önce dünyanın daha sonra da cehennemin güçlü çekim alanından kendini kurtaramayacak ve ebedî olarak Güneşin içinde kalacaktır!..

Zaten daha sonraki safhada güneş, Mars dahil yörüngesindeki beş gezegeni yutacak ve bundan sonra da büzülerek bir nötron yıldızı haline gelecektir...

Bu sebeple de içinde kalan nesnenin dışarıya kaçması imkânsız olacaktır... Bu olayı çok daha tafsilâtlı olarak «İNSAN ve SIRLARI» isimli kitabımızda okuyabilirsiniz...

«Cehennem» vasfıyla târif edilen Güneş'te yaşayan canlı varlıklara, yani dindeki tâbiriyle «zebânî»lere gelince... Ellerine düşenleri perişan edici, aşağılayıcı, azaplandırıcı, dolayısıyla «zebûn edici» vasfıyla isimlenen «zebânîlere» gelince...

Nasıl, dünya üzerinde insanlar veya dunyada ve uzayda yaşayan cinler var ise; onlar gibi her gezegende ve yıldızda da yaşayan varlıklar vardır!... Dolayısıyla Güneş'in de kendine has ışın yapılı sakinleri mevcuttur. İşte bunlar Kur'ân-ı Kerîm'de «zebânî» diye târif edilmişlerdir... Bu isimle adlandırılmışlardır!.

Bizler nasıl dünya üzerinde yaşayan varlıklar olarak, elimize düşen güçsüz varlıklara istediğimizi yapıyorsak; aynı şekilde güneşin içinde gidecek insanlara da, güneşin canlıları olan «zebânî»ler, oranın şartları içinde dilediklerini yapacaklardır... Ki bu davranışlar insanlara eziyet olacaktır.

«RUH», yani halogramik mikrodalga beden, Güneşin içine gittiği zaman, oradaki yüksek radyasyonun etkisiyle deforme olur, eğrilir, büzülür, yanar(!), fakat yok olmaz!.. Bunun misâli, rüyada, bedeninin ezilip-büzülmesi, kırılması, yaralanması, parçalanması ertesinde yeniden yaşamına aynen devam etmesidir...

İşte «cehennem» denen Güneşin (1) içindeki yaşantıda da, dalga beden tahrip olur, ezilir, uzar, genişler, yassılaşır, yıpranır, yanar ve akabinde eski hâline döner... ve bu durum tekrar tekrar sürer gider...

**(1) Bu konudaki hadisler ve bilgiler "İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda tetkik edilebilir. A. Hulûsi

«Cehennemin ateşiyle onların bedenleri, derileri defalarca yanar, kavrulur, sonra yeniden meydana gelir...» (4-56)

Meâlindeki âyeti kerîme işte bu anlattığımız olayı teyid eder.

Esasen burada çok iyi anlaşılması gereken bir husus vardır...

GÜNEŞİN "CEHENNEM" OLUŞU, ATOMALTI BOYUTU İTİBARİYLEDİR!.

Nasıl bizim bir biyolojik, maddi, atomüstü boyuta ait bir bedenimiz var ve buna karşılık bu bedenin dalga atomaltı boyuta ait "İKİZİ" mavcut ise; aynı şekilde Güneşin de bir atomaltı boyuta ait ışınsal ikizi mevcuttur ki, işte esas "CEHENNEM" oluşu o boyutu itibariyledir...

Ve bu sebepledir ki biz şu anda bu bedenin duyularıyla cehennemi göremeyiz!... Tıpkı atomaltı boyuta ait ışınsal türler olan insan ruhlarını, cinleri ve melekleri göremeyişimiz gibi!..

Buna karşın, madde beden yaşamından "ruh beden=dalga beden" yaşamına geçmiş kişiler ise hem ortamlarına geçmiş oldukları ruhları görürler, hem o ortamda yer alan cinleri görürler, hem de o boyutun meleklerini görürler..

Ve dahi cehennemi, içindeki canlıları tıpkı yanıbaşlarını seyrediyormuşçasına seyrederler... Çünkü ruh görüşünde mesafe kavramı yoktur!.

İşte dinde bahsedilen, ölümü tatmış kişilerin kâbir alemlerinde cehennemi seyretmeleri olayı bu şekilde gerçekleşir.. Bu konunun tafsilini "İNSAN ve SIRLARI" kitabımızda bulabileceksiniz inşâallah..

Kezâ, samanyolu dediğimiz yıldızlardaki cennetler dahi, bu görünen madde yanları itibariyle değil; algıladığımız madde yapılarının atomaltı boyutunu teşkil eden dalga ikizleri itibariyledir!

Ne var ki, bugün bizim madde beden algılayıcılarımıza göre içinde bulunduğumuz ortam nasıl madde kabulümüzü oluşturuyorsa; aynı tarzda, o boyutta da içinde bulunduğumuz ortam - şu an bize GÖRE dalga boyut olmasına rağmen- bize madde ortam olarak gelecektir.

Buna karşılık «cennet»ler denilen sayısız gezegenlere giden halogramik dalga bedenler (ruhlar) ise kendi türünden olan oradaki sayısız varlıklarla görüşüp konuşmak, ilişki kurmak; orada kendisindeki üstün güçler dolayısıyla dilediği gibi tasarruf edebilmek imkânına kavuşacaklardır!..

Âdeta tâbiri câizse, o gittiği gezegenlerin tanrısı (!) gibi olacaktır!..

Zira, kendisi, ALLAH'ın yeryüzündeki Hâlifesi olarak meydana getirilmiş ve sayısız ilâhî güçlerle donatılmış ve bezenmiştir...

Halbuki o gezegenin kendine has varlıkları, insanda bulunan bu toplu güçlerden yoksundur...

Dolayısıyla, «cennet»e gidenler, hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın duymadığı, hiç bir dilin söylemediği nimetlere kavuşacaktır... Bizim bu konudaki bütün tahayyülümüz yetersiz kalır...

O cennetlere giden kişiler yaş mefhumundan beridirler...

Orada, dede - nine, anne - baba, kardeş - evlat - torun gibi mefhumlar yoktur... Herkes aynı yaştadır...

O gidilen ortamda benzeri güçte veya ilim seviyesinde olanlar bir arada olacaklar; o ilim veya enerjiye daha az ölçülerle ulaşmış olanlar da kendi ortamlarında yaşayacaklardır...

Belki bu dünyada çok sevdiğin, yakınında olan bir kimse öbür dünyada çok uzak düşecektir...

Bir gün evvel neleri yaşarsan yaşa... Bir gece evvel uyku sırasında gördüğün rüyada neleri yaşarsan yaşa; sabah uyandığın zaman, hele üstünden birkaç saat geçtikten sonra, o gördüklerin senin için ne ifade ediyor?..

Dün dünde kalıyor, gece gecede kalıyor!..

Şayet hapiste işkence görüyorsan, gece en güzel rüyayı görsen de, uyandığın ortamda bu ne ifade eder?..

İşte bu madde dünyasına gözlerini kapattığın anda, yeni ortamında gözlerini açacaksın ve bu dünya yaşantısı senin için az evvel yaşadığın bir rüya gibi olacak... Uykudan kalkmışçasına, dünyada yaşadıkların bir değer ifade etmeyecek ve içinde bulunduğun ortamın şartları ile başbaşa kalacaksın!..

Öyle ise bütün mesele senin, sadece bu dünyada bırakıp gideceğin şeyler için değil; yetecek ölçüde, ölümötesi yaşantıda sana lâzım olacak şeyler için çalışma yapmandır... Bu dünya tarlasında, ruhuna ne ekersen, ölümötesindeki yaşantıda da onun mahsulünü toplayacaksın!

Eğer bu dünyada yaşarken, sana verilmiş bu ilâhî güçleri, beynine bahşedilmiş bu ilâhî özellikleri keşfedip kullanamazsan, ölümü tattıktan sonra bir daha bunları ortaya çıkarabilmen kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de tekrar edilen birçok âyet bu hususa işaret eder:

«Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çattığında;

- Rabbim ne olur beni dünya yaşantısına geri döndür!... Tâ ki boşa harcadığım yaşantımı buraya yararlı olacak çalışmalar ile değerlendireyim!... derler...Hayır!.. Bu asla mümkün değildir!.. Artık onların önünde yeniden bedenlenecekleri kıyamet gününe kadar sürecek olan «berzah» yaşamı vardır..» (23-99/100)

«Onları cehennem üzerinde durduruldukları zaman görsen...

-Keşke dünyaya geri dönsek, rabbimizin bildirdiği gerçekleri inkâr etmez, inananlardan olurduk, derler...

Hayır! Daha önce gizleyip reddettikleri şeyler şimdi apaçık karşılarındadır!

Eğer dünyaya geri döndürülseler bile, gene yasaklandıkları fiîllere dönerlerdi... Muhakkak onlar bu isteklerinde yalancıdırlar...

Onlar bu dünya yaşantısının ötesinde başka bir yaşam yoktur; biz ikinci bir şekilde yaşamımıza devam etmeyeceğiz demişlerdi...

Onları yönlendiricileri huzurunda durduruldukları o günde görsen...

- Keşke bir daha dünyaya geri dönebilsek!.. Bildirilenler gerçekmiş!.. derler... (6-27/30)

*  *  *

Ana Sayfa
                                                 Bismillahirrahmanerrahim                                                                                            

  indire book





Diyanet Meali


Elmalılı Y. M.


Yaşar Nuri M.











Ahmed Hulûsi'nin eserlerine,
www.kitapyurdu.com
www.dharma.com.tr
siteleri ile
Remzi Kitabevi
D&R Mağazaları'ndan
ulaşabilirsiniz.
Ahmed Hulûsi'nin
eserlerini
Kitsan Yayınevi'nden
temin edebilirsiniz.
Tel:
 +90 (212) 513 67 69

KUR'AN-I KERİM "B" MEALİ
TELİF HAKLARI
© Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler, bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz. Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır. (Ahmed HULUSI)
Agac DikelimYuzyilin iyilik hareketi Adak Kurban Bir Hayat Kurtar

Öksüz, Yetim, Fakir, yavrularımızın yüzünü güldürelim.